Mengen Yazarlarımız

Yürüdükçe Yol Aldım Eğildikçe Vav Oldum Sandım

Her çocuk gibi masalları severdim; Hala severim.. Masallara karşı ayrı bi hürmetim, ayrı bir saygım var.. Muhafazakâr tarafımı masallara, Kuran kursu hocam Raif Efendinin ezberlettiği surelere borçlu olduğumu düşünürüm. Sadece..

Yürüdükçe Yol Aldım Eğildikçe Vav Oldum Sandım

Her çocuk gibi masalları severdim;
Hala severim..
Masallara karşı ayrı bi hürmetim, ayrı bir saygım var..
Muhafazakâr tarafımı masallara, Kuran kursu hocam Raif Efendinin ezberlettiği surelere borçlu olduğumu düşünürüm.
Sadece bu kadar mı? değil…
Ama şu!
Bizim masallarımız;
Masum; katmansız, zararsız, içten ve samimidir. Masallarımızda bi saflık, bi tasavvuf, bi sufilik hep vardır.
Bizim masallarımız;
Kuşsuz, börtü böceksiz, kedisiz, tilkisiz, kargasız, ayısız asla olmaz.
Bizim masallarımız;
Hayvanları anlatır, onları konuşturur, gerekirse bizlerle buluşturur ve kavuşturur.
Her bir çocuk onlar üzerinden bir karakter, bir duruş geliştirir, derdini, tasasını tamir ederdi.
Masallar hayatın ta kendisiydi.
Bizim masallarımız;
“Bencillikten” ve “bencilik”ten arınmanın vesilesiydi.
Bizim masallarımız;
Çocukluğumuzun en zararsız ezberleri, en mükemmel insani telkinleriydi.
Kalbiydi, saftı, berraktı, tertemizdi.
Su gibi arı, toprak gibi anaçtı. Hiçbir masal anasız, kardeşsiz, kadınsız olmaz, hiçbir masal ekmeksiz, susuz kalmazdı.
XXX
Krallar, kraliçeler en uzak diyarlarda, hazineler yerin yedi kat altında, gelecek kaf dağının ardındaydı.
Masalda anlatılanlarla doyar, bir kuru ekmeğe, bir kaşık suya muhtaca acırdık…
Cadılardan nefret eder, kelebeklerle uçar, kabahatlerimizden utanırdık.
Fener alayına çıkan akşamcı ateş böcekleri, gaz lambalarına nazire edercesine şimdinin floresanlara beş basardı.
Keloğlan en özendiğim masal kahramanıydı.
Nasrettin Hocalar,
Keloğlanlar,
Dede Korkutlar,
Hacivat ve Karagözler…
Hep yanı başımızda; iki dudağımızın arasındaydı. Rüyalarımızın kahramanlarıydı.
XXX
Bütün masalların tekerlemeleri,
– Bir varmış; bir yokmuş.. diye başlar..
– Gide-gide bir arpa boyu gitmişim? diye biterdi.
Dinlediğim masalların girdabına kapılır, renksiz masalları, renklere boğardım.
Onca anlatışın ardından bir arpa boyu yol gidilmiş olmasına cevap bulamazdım.
Masalların aklımı karıştıran tarafı da buydu.
“Gide gide bir arpa boyu” gitmek..
Yıllar sonra şu cümleyi söylerken buldum kendimi…
– Bir arpa boyu yol gitmişiz dedikleri masalları buldum sırtımda okudukça;
– Kamburumda cevaplarım var sanıyordum eğildikçe…
Yürüdükçe yol aldım, eğildikçe vav oldum sandım.
Öyle değilmiş. Masallar hep doğruları söylermiş, ben yanılmışım.
Hayat sade ve sadece kovalamaca.
Dönüp baktığımızda bir arpa boyu bile gidemediğimizi siz de fark etmiyor musunuz.
Masal dediklerimiz ne kadar gerçek oysa…
Ay gecenin, güneş gündüzün kucağında mutlu, insan dünyasında üşüyor ve mutsuz…
Cevizin kabuğu, incirin çekirdeği; hala bir şey anlatmıyor mu bize…
Masallar ortak hafızamız ve binlerce yıldır insanlık masal sayesinde kültürünü, inancını, ahlakını gelecek nesillere aktarıyor.
XXX
“Gökten üç elma düştü” cümlesini ne zaman unuttuk.
Bölüşmesini, üleşmesini mesela. Allah ne muradın varsa versin duasını..
“Ya tutarsa” sözünü Nasrettin Hocanın..
“Eşeğe neden ters bindiğini” ya da…
Keloğlanın ana sevgisini…
Anasının, “kel oğlum keleş oğlum” diye bağrına basışını…
Hacivat ile Karagöz’ün “yıktın perdeyi” diye başlayan atışmalarını unutmak mümkün mü?
Masalcı Baba…
“Masal deyip geçmeyin, kökleri vardır geçmişte, dayanır dağ gibi”
“Dalları vardır üstümüzde yeşerir gider bağ gibi…”kocaman bi laf eder.

XXX
Alacağımız çok yol, olacağımız çok aşı var…
Küçük yaşta masalla tanışan, masal aşısı olanların işi kolay..
Onlar masallarla Kaf dağını bir kuşun üstünde aşanlar, gökten üç elma düştüğünde bölüşenlerdi.
Ya bilmeyenler.
Ya hiç masal dinlemeyenler.
Ya da hiç masalla tanışmayanlar.
Modern hayat herkesi her bi şeyi değiştirmeye devam ediyor.
Çocuklar,
Değil üç elma, bir elma düştüğünde bile şaşkın şaşkın bakınacaklar.
XXX
Kediler, kuaför beğenmeyecek.
Tilkiler, piknik masalarında garsonluk yapar olacak.
Ayılar, geyikler şehrin selfie maskarasına dönüşecek.
Kartallar yüksek uçamayacak.
Ateş böcekleri, güneş panellerinden medet umacak.
Hacivatla Karagöz sirk açacak.
Nasrettin Hoca eşeğe düz binecek.
Keloğlan başına saç ektirecek,
Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.
Masallar; Covid’in, omikron adında çocukları vardı diye başlayacak.
Bağışıklık sistemimizle, gelenek, görenek, örf ve adetlerimizle oynayıp;
Sonra;…Piyasaya erdem hapları, insanlık hapları sürecekler.
Önden elçilerini gönderecekler ve elçiye zeval olmaz diye bir mazeret uyduracaklar.
Kurdu kuzuya yem etmeyi deneyecekler.
Hiçbir şey ninelerimizden, dedelerimizden dinlediğimiz masalların yerini tutmayacak.
Korkarım!..Masallar anlatılmayacak, yutulacak hale gelecek…
O yüzden maneviyatımızı sulayacak, inancımıza güç katacak!
Anadolu Erenlerine, Yunus Emre’lere, Pir Sultan Abtallara, Mevlanalara, Hacı Bayram Velilere, Dede Korkutlara, Akşemseddinlere, Keloğlanlara, Nasrettin Hocalara, Türk Masallarına her zamankinden fazla ihtiyacımız olacak. mustafa nuri gürsoy 2022 Şubat

Not: Şifa ve dua bekleyenlere, helva öneren, ilenmeyi duası bilen, nasihat bilmemiş, masal dinlememiş dinsizlere lanet olsun.

 

 

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL