Yazarlarımız

Ses gelirse ne güzel gelmezse ne gam

Ses gelirse ne güzel gelmezse ne gam

Horasan’ın en zengin ailesinin en zengin çocuğu,
Ya da!
Belh şehri padişahının oğluydu; rivayete göre!
Tahtta oturuyor, avlanmayı seviyordu.
Her türlü imkana sahip olduğundan, rahat bir hayata hükmediyordu.
Her istediğini yer, her istediğini giyer, her emri hemen yerine getirilirdi.
Yola revan olduğu anlarda;
Kırk altın kalkanlı asker önünden,
Kırk altın gürzlü asker arkasından yürümeye dururdu..
Yediği önünde, yemediği ardında bir şanslı kuldu anlayacağımız.
Sayfaları açtıkça, bilgileri karıştırdıkça!!
Genç yaşta zühd yoluna girmeyi seçinceye kadar Horasan’da yaşadığı,
Birçok hizmetçisinin bulunduğu, zengin ve itibarlı bir ailenin çocuğu,
Ve/veya..
Belh hükümdarının oğlu, yahut torunu olduğu bilgilerine ulaştığım; İbrahim Edhem’i yazıyorum.
XXX
İbrahim b. Edhem’in menkıbelerini okuyorum…
İbrahim Edhem’in, dünya ile alakalı her şeyden vazgeçerek Allah katında mevki ve makam sahibi olmasına,
Tavır, ihlas ve karakter olarak pişmesine vesile olan birkaç menkıbesine, günümüze kadar ulaşmış birkaç farklı hikayesine ulaşma fırsatı buldum.
En meşhuru; talebesi ve hizmetçisi İbrahim Beşşar’ın bizzat kendisinden dinlediği ve anlattığı menkıbe tüylerimi yaktı.
Tenimdeki tüyler dökülüyor, sonra içinden alevler fışkıran kraterler peydah oluyordu.
Yazarken; ceylan’ın sözlerini duyar, sesini tanıyor gibi oluyordum.
Ne tuhaf!!!
İbrahim Edhem gençlik çağında avlanırken, avlamaya çalıştığı ceylandan iki kez;
– Sen bunun için mi yaratıldın, yoksa bu işe mi memur kılındın?” diye ses duymuş..
Sonra aynı sesi atın, eğer kaşından da işitince!!
Bütün malını mülkünü terk ettiği, tacını da, cüppesini de kendi çobanına bıraktığı anlatılır.
O şehir benim, bu şehir de benim, bu şehir zaten benim diyerek Mekke’yi, Medine’yi, Basra’yı, Şam’ı, Humus’u, Antakya’yı, Tarsus’u, Maraş’ı gezmiş, kâh tarlalarda ırgatlık edip, kâh koyunlara çobanlık edip günlük ekmeğini kazandığı rivayet edilir.
XXX
Horasan’ın en zengin ailesinin en zengin çocuğunun, tacı tahtı niçin terk ettiğini bir başka menkıbe ile ilişkilendirelim.
Bir gece tahtı üzerinde uyuya kaldığı sırada; İbrahim b. Edhem tavandan gelen bir gürültü ile uykusundan uyanır.
Sesin sahibine
– Kimsin?’ diye sorar.
Sesin sahibi..
– Deve kervanını kaybetmiş bir kervancıyım, develerimi arıyorum’ der.
İbrahim Edhem
– Behey şaşkın, damda kervanın ne işi var? Damda kervan aranır mı?’ diye sorunca
Sesin sahibi ona;
– Sen rahat yatağında Allah’ı arayınca oluyor da, ben damda kervan arayınca mı olmuyor?” cevabını verir.
XXX

Ben derim ki;
Belki de bu menkıbeler doğrudur.
– “İbrahim Edhem belki de gerçekten avda, yahut kaz tüyünden yapılma sıcak yorganının altında gaipten sesler duydu da, öylece terk etti tacı-tahtı.”
Ben derim ki:,
– Bu olağanüstülük, bizi kendine çeker ve aynı zamanda da bizi bizden koruyan güvenli, korunaklı bir alana götürür.
Kendi kendimizi “gaipten ses duymamış olmakla” teskin ederiz, hayatımızın hem tesellisi hem bahanesi olur gaipten ses gelmemesi.
Ama iş o değildir.
Herkese,
Her keseliye,
Her vesveseliye,
Her teselliye muhtaca, gaipten ses gelebilir.
Bana sorarsanız…
– İbrahim Ethem’in gaipten ses duyup duymamasından daha önemlisi onun neyi anladığı,
– Ya da bizim neyi anladığımızdır.
İpek libaslara, kızıl tüylü develere, yakut bezeli hançerlere, kuyuda iyice soğutulmuş şerbetlere, tandırda nar gibi kızartılmış etlere bakıp da anladığıdır onu İbrahim Ethem yapan.
Geçici olanla,
Kalıcı olanın farkını fark edebilmek için gaipten ses gelmesi gerekmez.
– Bir selim kalp,
– Bir de selim akıl gerekir.
Bu ikisi insanda oldu mu?
– Ses gelirse ne güzel, gelmezse ne gam.
İbrahim Ethem’in malı mülkü terk etme nedenini,
– “Tacım da yanımda tahtım da, malım da benimle, mülküm de” cümle ile özetlemiş ender hikmet sahibi zat’lardan biridir.
İbrahim b. Edhem Hazretleri
– “Baktığı yeri değiştirmeyene gaipten ses gelse ne fayda.” diyerek noktayı koyar.
XXX
Hayattan alacağımız çok dersler var.
Sadece bir ceylanın;
– “Sen bunun için mi yaratıldın yoksa bu işe mi memur kılındın” diyerek avcısına seslendiği cümlesi yetmeyebilir elbet.
Gaipten sesleri beklemek yerine…
Selim bir kalp, selim akıl bizi doğru bir durağa bırakacaktır.
Mühim olan o durakta bize muhtaç olanları görebilmek, muhtaç olduklarımızı bulabilmektir.
Önce anlamalıyız!
Sonra…
Bizim dışımızdaki her türlü canlıyı yaşatmayı ve muhafaza etmeyi öğrenmeliyiz!
İşe gözümüzün önündeki sis perdesini, görme engelimizi kaldırmakla başlayabilir, kalbi zenginliklerimizi artırabiliriz.
– Ses gelirse ne güzel, gelmezse ne gam.
Her türlü can, canlı ve canan için…
Bir selim kalp, bir selim akıl yetecektir.
Pandemi’ye rağmen…

YORUMLAR (İLK YORUMU SİZ YAZIN)

ÜYE GİRİŞİ

KAYIT OL